1 Ekim 2012 Pazartesi

Tatil-Miray 21 aylık

Bu tatil planımız biraz uzundu. Yolculuk da uzundu. (11.08.2012-31.08.2012)

Dolayısıyla yola çok hazırlıklı olarak çıkmamız gerekiyordu. Kıyafetler, yiyecekler, oyuncaklar, oyalayacaklar vb. Koca bir valizi kuzucuk için ayırdık. Hem soğuk bölgelere göre, hem denize göre kıyafetler almak zorundaydık. Eşimle ben de bir valizi paylaştık. Bagajda geri kalan yerleri ise Mirayın oyuncakları doldurdu.

Bir diğer yol arkadaşımız da küçük bir LCD ile Pepe-Pocoyo çizgifilmleri, birkaç klipti. Kuzucuğu araba koltuğunda (kendi deyimiyle kolala) tutmanın yollarından biriydi. Resimde görüleceği üzere çizgi filmi, çubuk krakeri, suyu, sütü, çayı(sulandırılmış üzüm pekmezi) acil durum için el altında kolayca bulunacak şekilde düzenlenmişti.




Çıktık İstanbuldan yola. Hop ilk durak Düzce. Köyde 1 gece konakladık. Babamın mezarını ziyaret ettik. Ertesi gün tekrar yola, istikamet Niğde; Rüveyda ve Efelere. Yolda Tuz gölüne uğradık. Çıplak ayak kuzucukla tuzlara bastık, resimler çektik. "Anne batıo" nidalarına rağmen düşe kalka tuzda çıplak ayak yürüdü:) Her tarafı tuz olduğundan hop kıyafetleri arabada değiştik.

 
Uzunca bir yolculluğun ardından Niğdeye vardık. Hem oruç, hem yol gerçekten zor olmuştu. Ama kuzucuk yorulmamıştı. Yol boyunca yaptığı ufak kestirmeler ona yetmişti demekki kiiiii eve vardığımızda Efe ve Rüveyda ile hoplaya zıplaya oynamaya başladııııı.
Niğde'de bağ evlerinden birine gittik. Çocuklar çıldırmışçasına ordan oraya koşuşturdular. Dalından meyva kopartmanın ve yemenin tadına vardılar. Azıcık bir çimenin bile onlar için ne kadar gerekli olduğunu konuştuk sürekli. Para para para...
 
 
İki gece de orda kaldıktan sonra tekrar yola çıktık. Sivas'a babamızın çalıştığı istasyona gittik. bayram bitimine kadar orda kalacaktık. Mekan hayal kırıklığı yaratsa da biz birlikte olacağımız için mutluyduk. Kızımla bol bol zaman geçirdik. Resim çizdik. Götürdüğümüz oyun kartlarıyla oynadık. Pek çok zıt kavramı öğrendi. Saklambaç oynadık. Çim sahada futbol oynadık. Rüveyda-Efe ile acayip kaynaştı. İyice dili çözüldü. Bayram dolayısıyla şekeri (bitane diye tanımladı kendisi şekeri), çukulatayı (ki biz ona Panda ismini vermiştik) ve lezzetlerini keşfetti.  İlk ojesini arefe gecesi sürdük. Rüveyda ablası sürer de Miray Gökçe eksik kalır mı:) -Bende bende ittiom.
Güzel iftar sofralarının olduğu Sivaslı günlerin son gününde eşim ben ve kuzucuk Sivas merkeze gittik ve şehir içerisinde tavsiye edilen noktaları gezdik. Açık müze gibi ama sanki kimsenin umrunda değil gibi. Şehir merkezi "evet ben şehir merkeziyim" diyor. İlk olarak Rüveyda ile Efeye bayram hediyesi aldık. Sonra tavsye edilen mekan olan Çerkezin kahvesine uğradık. Müthiş Türk kahvesi, çok özel ve güzel. Mekan içindeki otantik parçalar da görülmeye değer, hepsini fotoğrafladık. Bir çerkez kızı olarak o mekanda da bir çerkez bulmamak olmazdı. İki ortayaşlı amca ile biraz daha zorlasak akraba olacaktık. 
 
 
 
Mis kebapta yemek yedik vee tekrar istasyona geri döndük.
Ertesi gün Ilıcaya doğru yola çıktık. Zor bir yolculuğun ardından Zeytun'a eşimin teyzesine vardık. Kuzucuk burada eşeğe biniverdi. Hem de hiç korkmadan, hatta mümkünse beni indirmeyin ben böööle devam ederim yola dercesine takıldı:) İspatı aşağıdaki resimde.