Uzun uzun düşünüp taşındıktan sonra tatil yapacağımız yere karar verdik.
Araç ile Salı sabahı yola çıkacaktık ve 4 gece 5 gün Akçay/Güre de denizi
havuzu olan bir termal otele gidecektik. Plan buydu. Tüm korkum araba ile
yolculuk sırasında Miray'ın huysuzluk yapıp yapmayacağıydı. 7 aylık iken
Fethiye'ye yine araç ile gitmiştik ama o zaman kontrol etmesi daha kolay
gibiydi.
Tabii her zaman planlar-yaşananlar birbiriyle eşleşmiyor. Cuma akşamından
başlayan hafif ateş, Pazar öğleden sonrası yüksek ateşe dönüvermişti. Pazar
günü sabahını hala, amca, babane-dede ve kuzenleriyle kids cornerda geçiren
kuzucuk öğleden sonra 40 dereceye yaklaşan ateşle tirtir titremeye ve elleri ayakları morarmaya başlamıştı.
İlaç ve ılık duş ile zor bela 38 e çektik ve her 6 saatte bir bu anı tekrar
yaşadık. Pazartesi Salı günleri yüksek ateş-ılık
duş-doktor-kantesti-antibiyotik iğnesi zincirinde geçti. Bunun yanında hasta
olmasından kaynaklanan huysuzluklarını anlatmıyorum, bunu her anne bilir.
Dolayısıyla planımızı 1 gün erteledik.
Sabahın 6 sında yollara düştük. Miray koltuğunda uyuduğu süreç boyunca seyir
halindeydik. Uyanıp koltuğundan kalkmak istediği zamanlarda ise bize uyacak her
yerde durakladık. Arabada onu oyalayabilmek adına, Emine yi(Mirayın ilk
söylediği 3 heceli isim olduğu için bebeğine bu ismi verdik) Havhavı (Fischer
Price ın şarkı söyleyen köpeği), Tırtır Tırtıl- İlk sözcüklerim kitaplarını,
boyama kitabı ve 3 renk kalemini aldım. Ayrıca arabada çalmak üzere onun
hoşlandığı şarkıları ve çocuk şarkılarını mp4 e yükledik. Hepsi de işimize
yaradı. Hatta bir ara baba-anne ve Miray dan oluşan aile korosu olarak
"daha dün annemizin" - "birgün birgün bir çocuk" -uçuç kelebek"
şarkılarına eşlik eder vaziyette yol aldık.
Özetle yolculuğumuz planladığımız günde başlamasa bile, hatta planladığımız
süreden (duraklamalarımızdan dolayı) fazla sürse bile, düşündüğüm kadar zor
geçmedi. Yolda tabii antibiyotik iğnesi vurduracak hastaneye de uğramak
durumundaydık.
Fena bir otel değildi gittiğimiz.
http://www.adrinahotel.com/web2.html Götürdüğümüz kova-kürekle kumdan kale
yapacağımız bir
sahili, Miray'la oynayabileceğimiz temiz
çocuk havuzu, kızımın
kaykay diye adlandırdığı kaydırağı, nenni diye adlandırdığı salıncağı bulunan
oyun parkı, içinde top havuzu ve birkaç parça da olsa oyuncağı bulunan
oyun odası
vardı. Bu oyun odası güneşin tepede olduğu saatlerde oldukça işimize yaradı. Hem de diğer çocukların anne babalarıyla paylaşımlarda bulunduğumuz bir ortam oldu.
Günlük akışımız;
sabah kahvaltı sonrası havuz keyfi,
öğlen biraz oyun odası kimi
zaman otel dışı geziler (sütüven şelalesi - Pınarbaşı - Akçay)
öğleden sonra
deniz, havuz, termal havuz,
akşam yemek sonrası park (kuzucuk için Aydede çıkınca) ya da oyun odası
şeklindeydi. Dolayısıyla bu yoğun tempodan sonra Mirayı uyutmak için ekstra bir
çaba sarfetmem gerekmiyordu. Hatta odada kendi kendine oynarken uyuyuverdi. Bunu
2. kez yaşadım ve eşimle birlikte bu sızmış halinin fotoğraflarını çekerken çok
eğlendik. Çıt sese uyanan kuzucuk bu kahkahalara uyanmamıştı.
Biraz yeme konusunda problemimiz oldu. O kadar çeşit yemeği sırf "Miray
yer mi acaba" diye masamıza taşımamıza rağmen 5 lokma dışında yemek
yediremedik. Kimi zaman diğer masadaki otel sakinlerinin bile yedirme çabaları
oldu. Kendi yemediği gibi bize de yedirmedi. Bir yemek boyunca kedilerin
peşindeydik, diğer yemek boyunca karıncaların. Diğer masaların bana acıyarak baktıklarına
ve kendi aralarında " vah vah " ile başlayan konuşmalarına şahit
olduk. Tabii bu arada masalarında uslu uslu oturan çocukları da peşine takmadı
değil. Hatta bi ara kuzucuğun bir dede ile karşılıklı zıplayarak hoppaaa diye bağırdıklarına
şahit oldum. Başka bir dede ise, ağzı burnu yemeğe bulanmış halde yerlerde
yuvarlanarak eğlenen Miray'ın resmini çekebilir miyim sorusuyla yanımıza geldi.
Aşçı şef masamıza "acaba bunu yer mi" diye almadığımız yiyeceklerden
taşıdı:) Bunlar yemek enstantanelerimizden birkaçı.
Dönüşümüz de aynı gelişimiz gibiydi. Tek fark Yalovaya uğrayıp Miray'a annesi
işteyken bakan Ayla yı da aracımıza dahil ettik. Bundan sonra kuzucuğun
annesinin yükü hafiflemişti:)
Özetle; iyi ki cesaret etmişiz tatile. Kuzucukla bol bol
zaman geçirdik, hem de eğlendik. Tabii tatilin bi amacı da dinlenmektir değil
mi? İşte bu biraz soru işareti :)